fbpx

Ya Benimsin Ya Da Kara Toprağın!: Takıntılı Aşk

Takıntılı aşk kavramına aynı zamanda obsesif aşk, aşk bağımlılığı ya da ilişki bağımlılığı da diyebiliriz. Tanım olarak kişinin gerçek ya da ulaşılamayan (platonik) bir aşkı takıntı haline getirip bütün benliğini ona adaması, hayatını ona göre yönlendirmesi, sosyal ilişkilerden çekilmesi veya bu kişiye göre düzenlemesi, devamlı takıntılı aşkından bahsetmesi, kendini bazen paranoyaya varan kıskançlık krizleri içinde bulması, çok yoğun duygular yaşaması fakat bu aşkın gitgide kişinin kendisine ve çevresindeki insanlara zarar vermeye başlaması, kişinin günlük hayattaki işlevselliğini azaltmasıdır.
Takıntılı aşık yalnızca aşık olduğu kişinin onu mutlu ve tatmin edebileceğine inanır, onsuz bir hiç olduğunu düşünür ve kişi genelde kendisi mutsuzken aşık olduğu kişinin de mutlu olmasını istemez. Aslında kişi kafasında bir illüzyon oluşturmuş ve aşık olduğu kişi için oluşturduğu anlama aşık olmuştur (özellikle belki ilk görüşte aşık olmasını sağlayan belli bir özellik olabilir bu). Takıntı çığrından çıktığında tehlikeli sonuçlar da doğurabilir; aşık olunan kişiyi takip etme, şiddet uygulama, taciz, tecavüz, cinayet, intihar gibi.
Takıntılı aşkın en önemli tetikleyicisinin kişinin aşık olduğu kişi tarafından reddedilmesi olduğu düşünülmektedir; fiziksel veya duygusal yönden reddedilen kişi devamlı buna erişebilmek için çabalamaktadır, aynı çocukken ebeveynleri için de çabaladığı gibi…

Takıntılı aşkın ortaya çıkmasında çeşitli sebepler olduğu düşünülmektedir. Bunlardan en önemlisi kişinin bebeklik çağında kendisine yeteri kadar ilgi ve sevgi göstermeyen annesi (babası ya da ona bakan kişi) ile güvenli bir bağ oluşturamamasıdır. Bu güvenli bağı oluşturamamış çocuklar anneleri yanlarından her ayrıldığında ağlamak, korkmak, yoğun endişeye kapılmak, bazen tam tersi anneden uzaklaşmak gibi sağlıklı olmayan davranışlar gösterir. Anne ya da çocuğa bakan kişi ile kurulamayan bu güvenli bağ kişinin gelecek romantik ilişkilerinde de aynı şekilde çaresizce bu ilgi ve sevgi arayışına girmesine neden olmakta ve uçlara gidilebilmektedir; örneğin aşık olduğu kişi tarafından reddedilmesine ya da ilgi görmemesine rağmen devamlı peşinde koşmaya devam etmek gibi. Yine aynı şekilde çocuklukta yaşanmış ve çocuğun derin bir değersizlik hissetmesine neden olan olaylar, travmalar da ileride takıntılı aşk oluşturmasına neden olmaktadır çünkü kişi benliğinde hissedemediği değerlilik duygusunu idealize ettiği aşkında aramakta ve kendini bununla özdeşleştirmeye çalışmaktadır. Ayrıca ailede madde bağımlılığı/ alkolizmin olmasının da takıntılı aşk için bir risk faktörü olduğu düşünülmektedir.

Kişinin hayatına bir anlam katamamış olması, kendini tatmin etmeyen bir iş hayatı veya sosyal çevreye sahip olması ve bununla beraber gelen sıkıntı ve anlamsızlık hissi de takıntılı aşkın nedenlerinden biridir. Ayrıca buna eşlik eden başarısızlık, düşük özgüven, kırılganlık ve zayıflık hissi kişide yoğun endişe oluşturmakta, kişi bu endişeyi kafasında oluşturduğu aşka yönlendirmekte ve bu şekilde dışarı vurmaktadır. Bununla birlikte kişi kafasında oluşturduğu takıntılı aşk ile varoluşuna bir anlam katmakta ve önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünmektedir, bu sebeple de aşk karşılıklı olmadığında yine de bunun peşinden umutsuzca gitmekte, kıskançlık krizlerine girmektedir.

Takıntılı aşk yaşayan kişilerde görülen bir başka özellik de kendilerini çevrelerinden daha özel ya da farklı görme eğiliminde olmalarıdır. Kişi sosyal çevresinden ya da yaşıtlarından kendini ne kadar uzak hissediyorsa (ya da bu mesafeyi diğerlerinden farklı olma algısı ile farkında olmadan kendisi de koyuyor olabilir) aşkta takıntılı olma ihtimali o kadar artmaktadır. Bir de genelde fark edilen bir başka gösterge de takıntılı olarak aşık olunan kişinin ulaşılamaz ya da eşit olmayan seviyede özelliklere sahip olmasıdır; evli olması, çok daha yaşlı ya da genç olması, farklı bir sosyal kesimden olması, çok uzakta olması ya da platonik olması gibi.
Takıntılı aşıklarda genelde depresyon, davranış bozukluğu, bağımlı kişilik özellikleri, kaygı bozukluğu, obsesif kişilik yapısı, bilişsel çarpıtmalar (olayları olduğundan farklı algılama, değerlendirme ve yorumlama eğilimi), takıntılı aşk ile tetiklenmiş psikiyatrik hastalıklar (Ör: Şizofreni), madde bağımlılığı ve düşük hayat işlevselliği sıkça görülmektedir.
Takıntılı aşkın tedavisinde kişinin hayat işlevselliği çok azalmış ve/veya intihar düşünceleri de gözleniyorsa ilaç tedavisiyle birlikte, psikoterapi alınması çok önemlidir.

Uzm. Psk. Şirin Hacıömeroğlu Atçeken